sinema keyfi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema keyfi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mayıs 2011 Cumartesi

İki akşam, iki film

Ben anladım, filmler üzerine cümleler kuramıyorum, şu yerküre üzerinde beceremeyeceğim onca şeyin arasında film üzerine cümleler yetiştirmek de var, işte konu film olunca zihnim bükülüyor, ağzımı bıçak açmıyor, ne beğendiğimi dillendirebiliyorum, ne de algıladığımı, zihnimden uçuşan polenler "etkilendim" olarak sese dönüşüyor.  Şu iki filmi izledim bu hafta. Çok da iyi ettim. Öyle...



27 Ocak 2010 Çarşamba

Hepimiz bağımlılığı onaylanmış keşleriz

Üşenmedim ve Revolver'in altını çizdiğim satırlarını sayfama taşıdım. Şöyle gözümün önünde bir yerde dursunlar.

“Daha zeki olmanın tek yolu, daha zeki bir rakiple oynamaktır."
Satrancın Temelleri 1885


Kendinizle ilgili bilmediğiniz bir şey vardır. Varlığını bile inkar edeceğiniz bir şey. Ta ki bir şey yapmak için geç kalana kadar. Sabahları uyanmanızın tek sebebi budur. Aşağılık patronunuzdan acı çekmenizin nedeni, döktüğünüz kan, ter ve gözyaşının. Çünkü bütün bunlar insanların sizi aslında ne kadar iyi, çekici, cömert, komik ve akıllı olduğunuzu bilmelerini istediğiniz içindir.”Benden korkun ya da saygı duyun ama lütfen özel olduğumu düşünün.” Bağımlılığımız aynı… Hepimiz bağımlılığı onaylanmış keşleriz. Hepimiz sırtımızın sıvazlanmasına bayılırız.

Güzellik yıkıcı bir melektir. Bu kadar güzel görünen bir şey nasıl bu kadar kötü olabilir? Ama açgözlülükten daha yıkıcı bir melek yoktur. Onunla baş edebileceklerini düşünürler ama açgözlülük deliğinden çıkarılamayan tek yılandır. Sonunda hepsini ele geçirir.

Ve finalde birkaç akademisyenin ders notları...
  • Ego en kötü özgüven hilebazıdır. Egodan daha kötüsünü hayal bile edemezsiniz. Çünkü onu göremezsiniz.
  • Sorun egonun bakacağınız son yerde saklanıyor olmasıdır. Kendi içinizde.
  • Egolarını koruma ihtiyacı duyan insanlar sınır tanımazlar. Yalan söylerler, hile yapar, çalar ve öldürürler. Ego sınırları dediğimiz alanı korumak için herşeyi yaparlar.
  • İnsanlar mahkum olduklarını bilmez. Bunun ego olduğunu bilmezler, aradaki farkı asla anlamazlar.
  • Başta aklın kendi ötesinde bir şey olduğunu kabullenmek zordur. Bu, kişinin ötesinde bir şeydir. Daha değerlidir ve gerçeği yorumlamada kapasitesi daha fazladır.
  • Ego dini anlamda şeytan olarak kabul görür. Ve tabi kimse egonun ne kadar zeki olduğunu anlamaz. Çünkü şeytanı yarattığı için suçu başkasına atmayı seçerler.Bu hayali dış düşmanı yaratmada çoğu zaman gerçek düşmanlar yaratırız. Bu ego için gerçek bir tehdittir ama aynı zamanda yaratılışında da vardır.
  • Kafanızdaki ses size ne söylerse söylesin dış düşman diye bir şey yoktur. Bu düşman algısı bize düşman olarak yansıyan egonun yansımasıdır.Bu açıdan bakarsak yarattığımız yüzlerce dış düşmanı aslında kendimizin yarattığını görürüz.
  • En büyük düşman kendi algınız, kendi cehaletiniz, kendi egonuzdur.

18 Aralık 2009 Cuma

We are junkies, i m a hooker


Burasını alıntılarla donatmayı pek istemesem de kendimi alamadım.
Filmde evet Requiem for a dream benzeri tat var. Yine bir bağımlılık hikayesi. Kayboluş eşiklerine sık ziyaretler. İçimi burkan sahneler de var. Kimine göre vakit kaybı olabilir belki, kimbilir.

Filmde Candy'nin çok fazla vurucu repliği mevcut. Bana göre onlardan bir tanesi,

" Çok ortak yönümüz vardı. Gürültünün rahatsız etmediği mükemmel bir yerde her şeyi yapıştıran gizli bir yapıştırıcı bulmuştuk. İkimizin dünyası tamamlanmıştı."

30 Kasım 2009 Pazartesi

Are you a rocknrolla?

Guy Ritchie istediği kadar aynı formül üzerinden film çekmeye devam ediyor olsun, istediği kadar benzer tatları önümüze koyuyor olsun, ben filme bayıldım, devam filmini (The real rocknrolla) bekliyorum, asıl bomba ikincisinde patlayacakmış gibi geliyor diyorum. Arıza karakterler, mafya, uyuşturucu, iki piskopat rus komandosu, peşinden koşulan mit obje...
Bu filmden sonra ilk iş olarak ne yapıyorum, Guy Ritchie filmlerini raflardan teker teker toplayıp oturup yeniden izlemek istiyorum.

Bu arada Johnny Quid tiplemesininin piyano sahnesine bayıldım. Ve filmden kısacık bir alıntı yapmak istersem aşağıdaki cümleyi taşırım;

Sahi rocknrolla nedir? Uyuşturucular ve hastane sondası ile alakalı bir şey değildir. Kesinlikle hayır. Ondan çok daha fazlası var. Hepimiz biraz tatlı hayatı severiz. Kimi parayı sever. Kimi uyuşturucuları sever. Kimileri seks oyunlarını, cazibeyi veya şöhreti sever. Ama bir rocknrolla, işte o farklıdır. Neden mi? çünkü gerçek bir rocknrolla hepsini birden ister."

9 Kasım 2009 Pazartesi

El empleo by Santiago Grasso

Annecy 2009 Uluslararası Animasyon Film festivalinde Fipresci ödülünü almış kısa film. Kapitalist sistem içinde bireyin nesneleşmesini sorgulayan / gönderme yapan Santiago Grasso imzalı film. Ben etkilendim. Paylaşayım dedim.

3 Kasım 2009 Salı

Ruh yavaşlığının yanına The Weeping Meadow by Theo Angelopoulos


Angelopoulos trilojisinin ilk filmini geçen hafta izledim ama buraya izlediğime dair bir işaret bırakmamışım, içimde kalmasın.

İnternet üzerinde şöyle bir bakındım, film hakkında gelen eleştiriler ya çok sevildiği ya da katlanılamadığı yönünde. Angelopoulos, simgelerin yönetmeni bu zaten bilinen bir gerçek. Bu film ile birlikte bir kez daha anladım ki ustaya katlanabilmenin yolu, ruhun yavaşlığından geçiyor. Red bull içmiş bir bünyenin bu filmi izleyebilmesi mucize olsa gerek. Biraz dinginlik, biraz sessizlik ve hızdan uzaklaşmış bir yaşama ait gözler kaldırabilir sanki bu filmi. Diğerleri için gerçekten zor…

7 Ekim 2009 Çarşamba

Marley & Me


Halim'in izlediği ve benden sakındığı bir filmdi Marley & Me. Dün akşam oturup izledim. Film bittiğinde Oğuz "Al işte bu nedenle senden saklıyorduk bu filmi" bakışını bıraktı bana. Filmin finalini Pirinç'e uyarladım, uyarlayınca sanki Pirinç ölmüş gitmiş gibi ağladıkça ağladım ama sonra açıldım. Bunu düşünerek yaşayamam biliyorum.

Ve finalden spoiler;

Bir köpeğe lüks arabalar, büyük evler ya da lüks kıyafetler gerekmez. Kovalamaca oyunu yeterlidir. Köpek, sizi zengin ya da yoksul olsanız da sever, zeki ve sıkıcı olsanız da... Aptal ya da akıllı olsanız da... Bunu size kaç insan söyleyebilir? Kaç insan sizin özel hissetmenizi sağlayabilir? Kaç kişi size kendinizi olağanüstü hissettirebilir?

20 Ağustos 2009 Perşembe

İstiyorum

Yıllar önce izlediğim ve çok etkilendiğim bir filmdi. Çok feci şekilde bu filmi yeniden izlemek istiyorum.Bunca zaman geçti, araya nice filmler girdi, görüyor musun bak bir bu film karşıma yeniden gelmedi. Anladım ki ben beklerken o benim karşıma şans eseri çıkmayacak. Konusu tam olarak nedir hadi anlat deseniz anlatamam. Tek bildiğim etkilendiğim. Bir de merak ediyorum, acaba yine aynı şekilde etkilenir miyim? Bulabilir ve izleyebilirsem paylaşırım.



14 Ağustos 2009 Cuma

Allak bullak etti




5 Ağustos 2009 Çarşamba

The Forbidden Kingdom


2008 filmi evet biliyorum. Filmlere önyargı ile yaklaşıyor ve "vurdulu kırdılı" türünden uzak duruyorum ya, Halim izlediklerime bakarak karşıma çıkıp " Sen reel dünyaya sıkışıp kalmışsın" şeklinde taşlar atıp duruyor bana, evet elbette sürekli Inaritu izlenmez kabul ediyorum.
Filmde konu çok klasik ve aynı zamanda çok da nostaljik. Bir kere iki dev adam var bu filmde ki ikisinin dövüşme sahnesini otur tekrar tekrar izle. Karate Kid misali kung fu öğrenmeye çalışan amerikalı genç bebe - çekirge çocuk, yerine ulaştırılmaya çalışılan asa, beyaz saçlı iblis ve öğretilerden makaslanıp aralara uysun uymasın yapıştırılan cümleler.
Misal 1 ; biçimi öğren ama biçimsizi ara. sessizi duy. hepsini öğren sonra hepsini unut. yolu öğren, sonra kendi yolunu bul.
Misal 2 ; gerçek usta derinde yatar.. onu ancak sen serbest bırakabilirsin.

20 Temmuz 2009 Pazartesi

The Tale of Despereaux



"A hero doesn't appear until the world really needs one!!"

Bir pazar akşamını böyle bir filmle noktaladım. Noktaladım ama bakıyorum ki etkisi hala üzerimde. Her filmin etkisini ertesine güne taşımayı başaramıyor olduğum düşünülürse... evet Ratatouille'un Remy'si kadar çok sevdim Despereaux'yu, o kulacıklarını okşamak geçti içimden. Filmin içine yerleştirilmiş tüm zokaları yuttum bir balık misali, merhamet, vicdan, yüreklilik, iyi niyet, isteğinden vazgeçmeme, amacına ulaşmak için çabalama şeklinde dizi dizi sıralanmış tüm incileri aldım boynuma kolye yaptım, damağımdaki zokayı da çıkarmadım. Despereaux buna değer.


** Görsel, filmin resmi wes sitesinden alınmıştır.

10 Mart 2009 Salı

ratatouille




ne zamandır film izleyemiyorum. izleyemediğim için üzerinde konuşabileceğim malzeme elimde bulunmuyordu. başrolü bir farenin kapmış olmasından sebeb öğğh iğğğ şeklinde bir ön yargı ile oturdum ki iyi de etmişim.

bu sıcacık film içimi ısıttı, bu şef farecik bana yapabileceklerimizin aslında sınırsızlığını anımsattı, ruhuma iyi geldi.