Buraya taşındığımız günden bu yana kitaplarımıza dair planlar içindeydik. Halihazırda satılan kitaplıkların hiçbirini beğenmedik. Hadi, bu cümlenin beni burnu çok havada bir kimliğe büründürdüğünü düşünelim ve cümleyi şöyle değiştirmeyi deneyelim. Karşımıza çıkan kitaplıklar hayal ettiklerimizle hiç ama hiç örtüşmedi. Ya raf aralığı istediğimizin çok üzerindeydi, ya da rafların derinliği abartılı ve ihtiyacımızdan daha derindi. İstiyoruz ki çıtıpıtı olsun, enine de dar. Çift sıra dizilmek zorunda kalmasın kitaplar, elimizi attığımız gibi istediğimize ulaşalım. Kitabı rafın içine yerleştirip ittiğimizde de ön tarafta çok fazla boş alan kalmasın.
İstanbul'da yalnız yaşadığım günlerde kapımın önüne tezgah açan limoncudan sandıklar almıştım, ceviz rengine boyayıp sonra verniklemiştim. Yan yatırıp tabanını duvara yasladığımda oldu mu sana işte en güzelinden kitaplık. Üstelik kitaplarımın sayısı arttıkça raf kalmadı telaşına da hiç düşmedim. Limoncu amcaya pazarın kurulduğu cuma sabahları evden çıkarken kitaplık siparişimi verirdim, akşam apartman girişinde siparişimi beni bekler bulurdum. O günlerimdeki yokluğun tadı hafif limoni ama yine de bambaşka.
Bu akşam evimize sanayiden, işlerini bildiğimiz bir marangoz geliyor, ölçü almak ve hayalimizdeki kitaplığı tasarlamak için. İşleri çok yoğun olduğu için en erken bir ay sonra teslim edeceğini söyledi usta telefonda. Sorun olmaz dedim. Bu kadar zaman kitaplarla dağınık bir yaşam formunu benimsemişken iyi bir ustayı bizim hayalimiz bir ay da bekler iki ay da.
10 Mart 2012 Cumartesi
4 Mart 2012 Pazar
Ama Pazar günleri iyidir...
Önce elbette Oğuz ile güzel bir kahvaltı. Masada Trabzon tereyağı bile var. Sonrası Sezen'le kahvaltı üstüne kahve sohbeti. Sohbete ve kahveye doyduktan sonra attık kendimizi hemen dışarı. Elif'e söz vermiştik, verdiğimiz sözü tutup onu atlara götürdük, Karaağaç'a. At çiftliğinden çıkıp yeşil seraya oturduk. Bir demlik çayımız yanımızda, güneş masada. Temiz bir hava aldık. Karşımıza çıkan tüm hayvanları sıkılana dek sevdik. Elif'i bırakıp annemin bizim için evde mayaladığı yoğurdumuzu alıp evimize döndük. Karaağaç'tan dönerken Ayşenur ve Recep'in kulaklarını çınlattık. Baharda dedik, Sena'yı da alıp keşke gelebilseler yine Edirne'ye. Keşke...
27 Şubat 2012 Pazartesi
Siyah Kemik
Yeni çerçevelerim simsiyah ve kemik. Yeni göz numaralarım 1.25 miyop, 0.50 astigmat. Ben bu miyop denen göz kusurunun yaşlandıkça iyileşeceğine kendimi çok inandırmıştım. Arttığına gerçekten çok şaşırdım.
Oğuz Leyla ile Mecnun'a bakıyor salonda. Ben, elimde birşeylere göz atıyorum mutfakta. Müzik dinlemiyorum. Salondan mutfağa televizyonun sesinin gelmesi hoşuma gidiyor. Tıpkı yaşamın devam etmesi gibi bir şey bu. Garip.
Ben belki arada bir uğrar, elim bu akşam olduğu gibi ürkek de olsa yazarım. Bu arada söylemeyi unuttum, adalet diye bir şey yok, varsa da bu ülkede yok. Şimdilik gittim.
9 Ocak 2012 Pazartesi
Çenesi tutulan Çello çalan Kedi
Kimi sayfalarda "yazmaya ara veriyorum" ya da "buraya kadarmış" içerikli postlara denk geliyordum. Sessizliğe karışıp kaybolmuş nice günlük var halihazırda. Amacım onlardan birine dönüşmek değildi. Planlı, programlı bir sessizlik hedeflememiştim. Öyle olsaydı giderken en azından bir beşlik çakar öyle giderdim. Sonuçta sürekli yazarak her güne bir post döşemek zorunda değildim, burası benimdi. İster yazar ister susardım. Nasılsa canım isteyince yeniden yazmaya başlardım. Bunun için kendime zaman tanıdım.
Gelen maillerden sonra en azından buraya bir iz koymanın zamanı geldiğinin iyiden iyiye farkına vardım.
O uzun sessizliklerden sonra başlamak da ne zor. En azından şunu söyleyeyim, sağlıklıyız. Pirinç gittikçe gençleşiyor misal. Yaşını başını almış bir kedi gibi köşesine çekilip etrafı süzen bir prensesten çok zıpır gencecik bir çıtır kıvamında. Keyfi yerinde.
Oğuzum kimi zaman çok çalışmaktan kimi zaman benle uğraşmaktan eh evet yorgun ama bezgin değil.
Ben, akşam olup üçlü kanepemizde battaniyemiz, solumda Oğuz, sağımda Pirinç, kimi zaman My name is Earl, House, Fringe, Californication filan izlerken evet kesinlikle dinleniyorum. Neredeyse hiç okumuyorum. Ne kitap, ne gazete, ne blog... Haberlere ara sıra bakıyorum, Başbuğ'un tutuklandığını, Uludere olayını, İran ve Usa arasında Hürmüz krizi yaşandığını filan biliyorum, o kadar da değil:)
İşte böyle günlük. Pek çok şey yaşanmıştır mutlaka, kah çok sevinmişimdir, kah pek üzülmüş endişe denizlerinde derinlere dalıp gitmişimdir, kah günü sıradan kapatmışımdır, öyle ya da böyledir. Ama ben buralardayımdır, bilesin. Çenesi tutuk da olsa neticede bir kediyim. Öyleyim.
Gelen maillerden sonra en azından buraya bir iz koymanın zamanı geldiğinin iyiden iyiye farkına vardım.
O uzun sessizliklerden sonra başlamak da ne zor. En azından şunu söyleyeyim, sağlıklıyız. Pirinç gittikçe gençleşiyor misal. Yaşını başını almış bir kedi gibi köşesine çekilip etrafı süzen bir prensesten çok zıpır gencecik bir çıtır kıvamında. Keyfi yerinde.
Oğuzum kimi zaman çok çalışmaktan kimi zaman benle uğraşmaktan eh evet yorgun ama bezgin değil.
Ben, akşam olup üçlü kanepemizde battaniyemiz, solumda Oğuz, sağımda Pirinç, kimi zaman My name is Earl, House, Fringe, Californication filan izlerken evet kesinlikle dinleniyorum. Neredeyse hiç okumuyorum. Ne kitap, ne gazete, ne blog... Haberlere ara sıra bakıyorum, Başbuğ'un tutuklandığını, Uludere olayını, İran ve Usa arasında Hürmüz krizi yaşandığını filan biliyorum, o kadar da değil:)
İşte böyle günlük. Pek çok şey yaşanmıştır mutlaka, kah çok sevinmişimdir, kah pek üzülmüş endişe denizlerinde derinlere dalıp gitmişimdir, kah günü sıradan kapatmışımdır, öyle ya da böyledir. Ama ben buralardayımdır, bilesin. Çenesi tutuk da olsa neticede bir kediyim. Öyleyim.
4 Kasım 2011 Cuma
Ah panik yapma lütfen... Buradayım.
Sevgili Gks meraklanmış, Ali Bey desen o da öyle. Neredeyim merak içindeler. Şöyle söyleyeyim, iyiyim. Tam bir kış keyfi içindeyim. Aksayan şeyler de var elbet, mesela merkezi ısınma sistemimizdeki köklü değişiklikler hayatımızı bir odaya endeksledi. Elektrikli bir sobamız var, doğalgaz bağlanana kadar onun gözünün içine bakıyoruz. Pirinç yavrum battaniyelerin arasında sürekli.
Bu arada abim iyi. Bir başka nöbeti olmadı. İlaca devam. Ben psikolog ile görüşmelere devam ediyorum. Sanki pek bir şey değişmedi henüz. Farkında değilim. Ama görüşmelerden keyifli ayrılıyorum.
Bu arada sigara ile aramıza koymak istediğimiz mesafeyi nihayet bugünlerde başarabildik. Ben çok kararlıyım. Tüm yoksunluk nöbetlerini şimdiye kadar başarı ile kışkışladım. Ben bile bu kadar uzun zamandır nikotinsiz kaldığıma şaşırıyorum. Kendisi ile 95 yılından bu yana olan birlikteliğimize ilk ciddi darbe oldu bu. Önceleri denemeler var ama bu kadar başarılı olanı yoktu. Keyifliyim.
Öyle tatsız şeyler yok hayatımızda. Akşamları sığındığımız çalışma odamız, kitaplarımız (ben Karamazov Kardeşler'e devam ediyorum, Oğuz Adalet Ağaoğlu'nun Ölmeye Yatmak kitabına başladı bayıldı) elbette sobanın yanında Pirinç, ah o küçük odada kurutmaya çalıştığımız çamaşırlarımız, çalışma masasında kendisine yer bulmuş elektrikli çaydanlığımız, kendi elceğizlerimle yaptığım kurabiyelerimiz, camda buhar, içimizde sevinç...
Bu arada abim iyi. Bir başka nöbeti olmadı. İlaca devam. Ben psikolog ile görüşmelere devam ediyorum. Sanki pek bir şey değişmedi henüz. Farkında değilim. Ama görüşmelerden keyifli ayrılıyorum.
Bu arada sigara ile aramıza koymak istediğimiz mesafeyi nihayet bugünlerde başarabildik. Ben çok kararlıyım. Tüm yoksunluk nöbetlerini şimdiye kadar başarı ile kışkışladım. Ben bile bu kadar uzun zamandır nikotinsiz kaldığıma şaşırıyorum. Kendisi ile 95 yılından bu yana olan birlikteliğimize ilk ciddi darbe oldu bu. Önceleri denemeler var ama bu kadar başarılı olanı yoktu. Keyifliyim.
Öyle tatsız şeyler yok hayatımızda. Akşamları sığındığımız çalışma odamız, kitaplarımız (ben Karamazov Kardeşler'e devam ediyorum, Oğuz Adalet Ağaoğlu'nun Ölmeye Yatmak kitabına başladı bayıldı) elbette sobanın yanında Pirinç, ah o küçük odada kurutmaya çalıştığımız çamaşırlarımız, çalışma masasında kendisine yer bulmuş elektrikli çaydanlığımız, kendi elceğizlerimle yaptığım kurabiyelerimiz, camda buhar, içimizde sevinç...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


