19 Mart 2010 Cuma
Tamam 17.30'da buradayım
Böyle işte bu aile, çoluk çocuk, üzerlerinde bir neşe, gözleri nasıl gülüyor anlatamam, akşam üzeri etleri atmışlar mangala, adamın elinde bir karton parçası, bir yandan etleri çevirerek bana dönüyor ve yarın gel diyor ama daha erken... Tamam, 17.30'da buradayım...
Sorarım sana, heyecanlı olmayayım da ne olayım hı?
23 Eylül 2009 Çarşamba
Özeniyorum

Gel otur bir cigara içelim dedi, oturalım dedim, büyük bir boya kovasını ters çevirip popomun altına koydu. Oturduk ve iki lafın belini kırdık. Birbirimizi tanımıyorduk, 10 dakikanın sonunda az buçuk birbirimizi tanıdık. O bana "evli misin? Çocuk var mı? gibi sorular sordu, çocuk olmadığını öğrenince kendince olması için dualar etti, "olmaz çocuk yap hemen" diye öğütler verdi, güldü, güldürdü. Ne güzel bir halksınız siz, yemin ederim çingene olmak istiyorum. Bir insan sonradan çingene olamaz di mi? Ufff...
20 Temmuz 2009 Pazartesi
Bir adam
Bir adam var.Tarif et deseniz edemem. Yüzünde belki tamamen benim yakıştırdığım bir mizaç var ki hüzün de var, yorgunluk da var, yaşanmışlık da. İş yerinin arka tarafında yol kenarında bir alanı işgal etmişler, böyle plastik leğenler, minderler, çaydanlık, bir yatak, birkaç kıvır zıvır. üzeri örtülü duruyor bu eşyalar. Adamın bir at arabası var. Burada at arabalarına talika deniyor ve şehir içinde çoğunlukla çingeneler tarafından kullanılıyor. Evet bu adam da bir çingene. Simsiyah bir teni var ama sakalları bembeyaz. Yanından geçerken göz ucuyla yüzüne bakıyorum ve hergün aynı ifadeyi görüyorum. Mimikleri değişmiyor. Bir taş bulmuş, üzerine oturmuş sigara içiyor. Bu adamla tanışmayı, konuşmayı ve fotoğrafını çekmeyi nasıl istiyorum nasıl istiyorum anlatamam. Ama yapamıyorum, bırak bunları yapmayı gözgöze gelmekten dahi ürküyorum. Sağı solu belli olmayabilir ve "ne bakıyorsun" diyerek üzerime yürüyebilir. Ayıcı'nın fotoğrafını çektiğim kadar kolay bir lokma değil bu, "kolay gelsin" mi desem, "hayırlı işler" mi desem ne desem de başlayabilsem iletişime. Bilemiyorum.
Bu arada Ayıcı demişken, ben buraya taşındıktan sonra birgün telefonum çaldı. Arayan Oğuz. "Biliyor musun Ayıcı öldü" dedi. Öyle kalakaldım. Fotoğrafını çektiğimde tüm mahalle ne kadar yadırgamıştı beni. Ay bula bula onu mu buldun fotoğrafını çekecek. Ah bir de duysalar ölüm haberini vermek için bana özellikle ulaşıldığını, gelen habere üzüldüğümü, donup kaldığımı. Neyse, bir avuç hayırsever insan tarafından kaldırıldı Ayıcı'nın cenazesi, yine bir avuç insan tarafından namazı kılındı, çocukluğumun en bilindik karakterlerinden biri böylece bitti, gitti.
21 Kasım 2008 Cuma
bizden misiniz?


