26 Kasım 2008 Çarşamba

bağlantısal durumlar

özellikle kitap okurken böyle oluyor.

kitabı elime alıp hooop diye bitiremiyorum, aşınıyor da aşınıyor elimde o kitap, eviriyorum, çiziyorum, notlar alıyorum, bazen çok çok seviyorum demek ki kuşlar çiçekler, böcekler çiziyorum.

işte bunlardan sonra yazarın kitabı olmaktan çıkıyor o kitap. tamamen benim oluyor ve acaip bağlanıyorum. kolay kolay da ödünç vermiyorum. ödünç verdiğim ama geri alamadıklarımı da hiç unutmuyorum, kaybettiğim evlatlarımın yasını tutuyorum, getirmeyene değil de kendime kızıyorum. evlat bu paylaşılır mı?

işte kitaplara olan bu tutumumdan yola çıkan biri eğer beni sadece bunun üzerinden değerlendirirse bencil oluyorum, cimri oluyorum, paylaşmasını bilmez oluyorum, aman ne kıymetli malı varmış oluyorum, oluyorum da oluyorum ama bunların hiç birini önemsemiyorum. insan bu, hangi nesneye, kişiye anlam yüklerse onu zor paylaşıyor, misal benim evime biri gelse ve annemin el emeği göz nuru sandıklarda saklayıp gün ışığına çıkarmadığım dantellerimi, örtülerimi filan alsa götürse hiç sesimi çıkarmam, ohh gittiler de kurtulduk ev rahatladı vallahi, bazamızda yer açıldı derdik. ehehe.. annem çok üzülürdü tabi orası ayrı, bir gün geniş bir evde bunları kullanacağıma dair bence hala umut taşıyor o saf yüreğinde, olsun onu da üzmek istemiyorum, kullanırım tabi deyip geçiyorum.

asıl söylemek istediğim aslında kitapların altını çizdiklerim ile ilgiliydi. işte bu çizdiklerimi üşenmiyorum bokunu çıkarıp yazıyorum, işte o yazdıklarımı zaman zaman okuyorum. ve altını çizdiğim ile ilgili benzer bir konuyu başka bir kitapta gördüğümde ya da yaklaşım sezdiğimde bu ikisini biraraya getirmekten inanılmaz keyif alıyorum..

işte aşağıda puzzle parçaları gibi birbirine bağladıklarımdan bir kaç tanesini sıralıyorum..

Abidin Dino - Yaşar Kemal konuşmaları / Guguk Kuşu filmi ve Jack Nicholson

Yaşar Kemal Abidin Dino' ya "sizinle yaşamım boyunca hep kendi kendimle konuşur gibi
konuşmaya alıştım, onun için size mi yoksa kendime mi konuştum anımsamıyorum..." der.

Guguk Kuşu filminde Jack Nicholson(karakterin adı Mcmurphy olabilir) sağır ve dilsin olan şef' e basketbol oynamasını öğretmeye çalışır ancak bir görevli araya girer ve aralarında şu şekilde konuşma geçer.

Görevli : ne anlatmaya çalışıyorsun? en ufak bir şey duymadığını sende biliyorsun.

Mcmurph : ben onunla konuşmuyorum. düşünmeme yardım ettiği için kendimle konuşuyorum.

Meteorlar ve Altın Damla / M. Tournier

Meteorlar ;
bir yüz benim gözümde bedenin öteki yerlerinden daha çok erotizm yüklüyse işte bu aşktır. şimdi yüzün insan bedeninin en erotik yeri olduğunu biliyorum.

Altın Damla;
insanı aşkla sevildiğini kesin bir şekilde ele veren bir işaret vardır. bu onun yüzünün bizde tüm vücut parçalarından daha fazla fiziksel arzu yarattığı zamandır.


Çığlık atma sahnelerinin ardından camların kırıldığı filmler.

  1. die blechtrommel (Teneke Trampet)
  2. run lola run
  3. the city of lost chilren

2 yorum:

CaNsuYu dedi ki...

Ben dün ne okudugumu coktan unutmusken, bu kadar da olmaz, bu kadari da fazla yahu, bravo!!!

Array! dedi ki...

ben de hep unuturum. KArakterlerin kim olduğunu karıştırırım, geriye dönerim, bir daha okurum. Hele biraz ara vermişsem okumaya mutlaka en baştan başlamam gerekir :) Bravo diyorum