Yokluğumdan istifade edip buralara uğrarsan evin altını üstüne getirme, arkadaşlarınla yastık kavgası yapma, olduk olmadık her şeye gülebilirsin ama.
Bu arada ben itiraf ediyorum, tükürdüğümü yaladım, bugün facebook hesabı aldım. Ama bu konuda o kadar cahilim ki, görmelisin. Gördüğüm her şeye şaşkınlıkla bakıyorum.
Bugün, nihayet kendime bir gözlük aldım. Sapları kırmızı. Çerçevesiz olanlarından. Şu an kullandığımdan öyle sıkılmışım ki, neredeyse varolmayan bir çerçeveye para verdim, ama gerçekten güzel, sahiden bak. Bir camımın numarası ellerinde olmadığı için kendisine pazartesi günü kavuşacağım, böyle durumlarda İstanbul'da olmadığımı daha iyi anlıyorum.
Ben yokken ne oldu? Sağlamca bir atak, depresyon ve bir de ah evet motosikletten düştüm. Biraz kötüce bir düşüşü eziklerle atlattım. İnanmazsın tam dört haftadır mor bir bacakla dolanıyorum, hayır bence hala çok seksiyim.
Şimdi izninle iş arkadaşlarımın halı saha maçına gidip tezahürat yapıcam. Kaybolmadım, buralardayım.
12 Şubat 2011 Cumartesi
20 Ocak 2011 Perşembe
19 Ocak 2011 Çarşamba
13 Ocak 2011 Perşembe
Ben tembel bir patlıcanken
Morali biraz bozuk bir kediyim bugünlerde. Ne oldu diye sorsa biri mesela, "hiç" derim. Kafamda irili ufaklı bir yığın düşünce. Bugün anneme "bu vicdan azabını ölene kadar taşıyacağım" dedim. Vicdan azabı illetin bir biçimi, bi kere sarılmasın boynuna bir fular gibi, yahut sırtına işlenmiş bir dövme gibi, derini parçala, çıkmaz, başetmenin bir yolunu bulacaksın artık. Başarabilirsen o da...
Dün akşam uykuya dalmadan önce nereden geldiyse aklıma, iki koyun sürüsünü hayalimde karşı karşıya getirdim, çobanları da yanıbaşlarında, koyunların hepsi birbirine benziyor ya, çobanlar birbirine karışan sürüyü ayırmaya çalışıyor, arada yanlış sürüye karışan kuzular var, acaba o kuzular yanlış sürünün içinde olduklarını farkederler mi? Aslında tam da anlatamadım ne demek istediğimi. Başlıkta da belirttim ya, tembel bir patlıcanım ben bugünlerde. Yazmaya, okumaya üşenen hallerdeyim. Kuzu meselesini daha sonra anlatmayı deneyeceğim. Şimdilik bu konuyu geçelim.
Dün akşam, kocaman bir kase mısır patlattım. Hayır film izlemedik. Üçlü kanepemize kurulup kitap okuduk, Oğuz jazz ağırlıklı bir liste yaptı dinlemek için. Salonda Nina Simone dinlerken biz, İsmail Müyesser'i bıçaklıyordu.*
Günler biraz böyle geçiyor işte. Nasıl olup bittiğini de pek bilmeden...
* Murat Uyurkulak'ın Tol romanını okuyorum. Şiddetle tavsiye ediyorum.
Dün akşam uykuya dalmadan önce nereden geldiyse aklıma, iki koyun sürüsünü hayalimde karşı karşıya getirdim, çobanları da yanıbaşlarında, koyunların hepsi birbirine benziyor ya, çobanlar birbirine karışan sürüyü ayırmaya çalışıyor, arada yanlış sürüye karışan kuzular var, acaba o kuzular yanlış sürünün içinde olduklarını farkederler mi? Aslında tam da anlatamadım ne demek istediğimi. Başlıkta da belirttim ya, tembel bir patlıcanım ben bugünlerde. Yazmaya, okumaya üşenen hallerdeyim. Kuzu meselesini daha sonra anlatmayı deneyeceğim. Şimdilik bu konuyu geçelim.
Dün akşam, kocaman bir kase mısır patlattım. Hayır film izlemedik. Üçlü kanepemize kurulup kitap okuduk, Oğuz jazz ağırlıklı bir liste yaptı dinlemek için. Salonda Nina Simone dinlerken biz, İsmail Müyesser'i bıçaklıyordu.*
Günler biraz böyle geçiyor işte. Nasıl olup bittiğini de pek bilmeden...
* Murat Uyurkulak'ın Tol romanını okuyorum. Şiddetle tavsiye ediyorum.
patibaskısı
sevgili günlük
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



