31 Ekim 2010 Pazar

Kapalı perdeler pazarı

Ruhu bütün biri nasıl olur sanki görmek üzereyim. Çalışıyorum, eve geliyorum, lavabonun önünde duruyorum, kendime bir anlığına bakıyorum, sıvı sabuna uzanıyorum, bitmiş, dolaptan ekonomik olsun diye alınmış kocaman sıvı sabun şişesini çıkarıp lavabonun oradakini dolduruyorum, elimdeki kocaman yedek şişe boşalmış, çöpe atıyorum, çöpe attığım herhangi bir şeyin boşalmış olmasına içten içe seviniyorum, tükenen şeyler yaşadığımızı hissettiriyor, çöp poşetlerinin dışarı çıkarılması yaşamı çağrıştıyor, anlatabildim mi? 

Pazar gününün sersemliği var. Bugün tembellik günüm. İşyerinden Çiğdem, Yasmin, Özgür mangal planlıyorlar bugün, belki sonra ormanda yürüyüş. Hayır ben bugün tembel olma niyetindeyim. Biraz önce Issız Adam'ı bir kez daha izledim. Yatağıma kurularak. Pirinç kucağımda, izledik. Yok film hakkında yazmayacağım, bazen böyle ikinci izlemeleri seviyorum, yeniyi göresi gözüm olmayınca...

Mutfağa gittim geldim, fırında kek pişiyor, annem patatesli börek yapıyor yufkalardan. Elimde Efresiyab'ın hikayeleri var, güzel gidiyor. 2003 yılında okumuştum onu da, şimdi yine okuyasım gelmiş demek. Kimi zaman içim içime sığmadığında daha çok yer görmek, yeni yazarlarla daha sık karşılaşmak, daha çok film izlemek istediğim oluyor olmasına da, işte bazen böyle eskilerim arasında salınıyorum. Galiba ben bunu çok sık yapıyorum, derslerinden ikmale kalmış tembel bir öğrenci gibi, tekrar tekrar, çift dikiş...

Sabah süslü aradı, mangala gidecek miyim diye. Yok dedim, perdeleri kapadım, film izleyeceğim. Süslü sosyal kişi. Almış bir hediye, bebekleri olan bir çifte tebriğe gidecekmiş. Bazen imreniyorum ona. Onun gibi  davranmıyorum, yeni ev aldığını duyduğum birine ev hediyesi alıp gitmiyorum, böyle bir mekanizma geliştiremiyorum, iletişimin bu yanını pek yaşamıyorum. Bir pazar günüm var onu da harcayamam diyerek şu evden çıkmıyorum. İzlediğim filmi bir daha izliyorum, okuduğum bir kitabı bir daha okuyorum ama hiç olmazsa diyorum neyse ki geçmişimi sorgulamıyorum. Bu geçmişle işimin bittiği anlamına gelmesin, kimin bitmiş ki benimki bitsin. Ben sadece kendimi daha bir bütün hissediyorum...

7 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

Issız Adam'ı ben de tekrar izledim dün. İlk izleyişimde komiktir eve geldikten 3 saat sonra beni etkilemiş ve uzun süre düşündürmüştü. o zaman beni sarsan sahnelerin tekrar sarstığını gördum ve son kucaklaşma sahnesinde tekrar ağladım. Çok komik yahu, yaşımı başımı almışım ama duygusallık 18 inde:))
Ha bir de bitip çöpe giden ambalajlara ben de çok sevinirim, ne tuhaf sebebini düşünmemişim, senin sebebin mantıklı geldi. Hayat devam ediyor...
Sevgiyle

Halim dedi ki...

Yaa bozuldum ben bu işe biraz hani nine'ı seyredecektin söz vermiştin bana. neyse keyifli olman güzel seni seviyorum canım kuzişim

seneryocu2 dedi ki...

Sevgili Çello,

Heryiğidin bir yoğurt yiyişi vardır hani.Pazrları ,tatilleri,kimisi okuyarak,kimisi harran gürren eğlenceyle geçirir...

Bundan dokuz sene falan öncesi,bir
pazar akşamı eve geldiğimde ,masanın üzerinde küçük bir kağıt parçası ve üzerinde,32:6=5,3 gibi bir işlem gördüm.işlemi yapan matematik öğretmeni olan eşim Gülerdi.Kalemle falan yapılması gerekmezdi.Merak edip sordum,nedir bu?diye...
Bak Ali dadi.Seninle 32 senedir evliyiz,günde 6 saatin kahvede geçiyor,bu demektir ki senin 5 yılın kahvede geçmiş....
Ben hesabın yanlış olduğunu,günde 24 saat olduğunu, altı saat hesabıyla günün dörtte birini kahvede geçirirsem,32 yılda sürenin sekiz yıl olacağını söyledim ve yüzüm kızardı. Ve dokuz yıldır pazar günleri eşimin yanından ayrılmam.Hiç bir merci beni bu kararımdan döndüremedi.Şimdi bütün arkadaşlarım bilirler ki Ali,Pazar günü evdedir...

Her insan bir romandır...........

çello çalan kedi dedi ki...

Önce burnumda tüten biricik kuzenimi aradan çıkarayım. Canımın içi, dün Oğuz yine tahmin ettiğin gibi çalıştı. Evde keyfimce bir gün geçirdim, Oğuzsuz ne kadar başarılı olabildiysem işte. Issız Adam'dan sonra izleyecek bişey bulamadım. Ne izlesem ne izlesem... Hay allah ben bişey izleyecektim ama ne! İnan bulamadım, sonra buraya yazdım ve kitaba devam ettim. Haklısın. Kızsan yeridir artık. Akşam olduğunda gözüm makyaj masasının üzerindeki cdye takıldı. Tüüüü dedim. Unuttuğum buymuş demek. Bana verdiğin linkten daha önceden haberdarım. Ama ne yazık Türkiye'de internet Tanzanya'daki gibi bedava değil. Kotasıza geçelim en iyisi dedik geçenlerde. Bu durumda dizileri de oradan takip ederiz. Öpüyorum seni. Özlemle.

çello çalan kedi dedi ki...

Leylakçım, ne tesadüf di mi? Yakın zamanlarda yeniden aynı filmi izlemek. Yazıda çok bahsetmedim ama, hadi burada konusu gelmişken söyleyeyim. Ada ve Alper'in arasındaki hepitopu 1 ay süren ilişkinin etkisinin 4-5 yıl sonra bile bu kadar yoğun hissedilmesini inandırıcı bulmadım. Bu kısmı bana zorlama geldi. Sonra şeyi düşündüm. Nasıl diş fırçaladığımı? Diş fırçalarının ve macununun durduğu kabı yerinden hiç oynatmadım bugüne kadar, neden lavabonun yanında duran o kabı yerinden oynatayım ki? Alper neden her defasında dişlerini fırçalarken o kabı alıp lavabonun kenarına koydu? E tokanın bir şekilde bulunması ve Ada'nın eksikliğinin Alper'in yüzüne tokanın bulunması ile vurulması gerekiyordu. Hani keşke o toka tıpkı condomun bulunması gibi yatağın altından filan çıksaydı. Ah çok gerçekçi sorguluyorum sanırım, farkındayım. Neyse neyse.
Kötü zaman geçirmedim. Olsun.

çello çalan kedi dedi ki...

Ali Beeeey Merhaba:) Sizi burada görünce yüzüm gülüyor.

Harran gürren, harala gürele manasında kullanılıyor sanırım, sayenizde yeni bir şey öğrendim :)

Biz biraz ev müptelasıyız Ali Bey. Mümkünse evde olalım, evde vakit geçirelim isteriz, bu hafta içi çalışıyor olmamızdan sebep, evi özlüyor oluşumuzla ilintili olsa gerek. Ama dışarıda olduğumuz zamanlarda da keyifle vakit geçiriyorz.

Oğuz işlerin yoğun olmasından ötürü 5 pazardır üstüste öğleden sonraları çalışıyor. Onun yokluğunda bişeyler yapmaya çalışıyorum ama pazar günleri yanlız olmaya da pek alışık değilim. Pazar günleri bizimdir düşüncesi daha istanbul'daki günlerden gelen bir alışkanlık. Cumartesileri zaman zaman ayrı ayrı planlar yapardık ama pazar mutlaka birlikte. Gün içerisinde zaten yeterince birbirimizi özlüyoruz.

Güler Hanım'ı tebrik ediyorum. Henüz Oğuz bu kadar kibar bir şekilde uyarılacak bir durumda beni bırakmadı. Hoş, ben Güler Hanım'ın yerinde olsam bu kadar nazik olabilir miydim? Ay utandım şimdi. Ama bu dili kullanabilirim. Hoş ve sevecen bir dil. Güzel bir anlatım. Seni özlüyorum demenin güzel bir yorumu.
Ellerinizden öpüyorum.
Sevgilerimle.

seneryocu2 dedi ki...

Merak etme sen,Oğuz seni öyle bir durumda bırakmaz.Çünkü kuşak farkı denen bir olay var.İnsan anne ve babasından gördüğünün etkisinde kalsa da,dünyanın geçirdiği evrimden müthiş etkileniyor....

Benim annem ve babam haytta birbirlerine birkez bile isimleri ile hitap etmemişlerdir...........
Ne kadar ilginç değil mi? Hadi seni veya beni arada okuyan izleyiciler varsa merakta bırakmayaım,birbirlerine:''Hey sana diyorum'' derlerdi.Ben böyle bir ailenin çocuğu olarak,geç yaşta da olsa eşime yardım eden,
ona yardımcı olan,onu her konuda koruyan ve kollayan birisi olabildim ve doğru yolu bulabildimse ne mutlu bana!!!!!!

Başta da söyledim,Oğuz seni hiç bir zaman öyle güç durumda bırakmayacaktır.Yıllar geçtikçe ikiniz de olgunlaşacaksınız.Bundan adım gibi eminim.Çünkü olacak olan çocuk,şeyinden belli olur.Günümüzde iki üç yılı devireeyen nice evliliklere tanık olmuşum...İkinizi de öpüyorum...