23 Aralık 2009 Çarşamba

Negatif duygular beslediğim detayımsılarım

  • Blog okurken, yazarın beni gören ve beni gördüğünü bilerek tribe giren hallerinden hoşlanmıyorum. Kıçı kırık bir gazetede köşe sahibi olup ahkam kesen bir kalemi okumaktan farksız hissediyorum. Kendisiyle konuşur gibi değil, yandaki izleyicilerine seslenen, o izleyicilere saygısından (mı?) dolayı normalde pekala ağız dolusu küfür edebilecekken harf kırpmacası yapan, bir nevi kendi sansürünü kendi koyan zihniyetten haz almıyorum. İşin kolayı var, okuma di mi? Aynen öyle yapıyorum.
  • Film olsun, kitap olsun, müzik olsun, gözümün içine sokup alınan duygu yoğunluğunu benim de almamı uman, "evet evet bu filmi mutlaka görmelisiniz, gidin görün, paranız boşa gitmez" tadındaki önerileri önemsemiyorum. Yine aynı hisse kapılıyorum, bir köşe yazısını okuyor buluyorum kendimi, karşımdaki kişi de yılların yazarı tabi. Her şey iyi güzel de önerme işte sen bana, kendi yaşadıklarını anlat, cankulağımla dinleyeyim. Ama diğer türlü yapınca sen, sen istediğin için izlemiş olmuyorum ki.
  • "Kış geldi bak bu havada da en güzeli portakal suyu, hem c vitamini de almalı, sıkı da sarılmalı, yaka bağır açık dolaşmamalı ha" tadında ebeveyn rollerindeki yazılardan kaçabildiğim kadar kaçıyorum. Almıyorum c vitamini, gelip beni takip mi edeceksin alıp almıyorum diye. İçmiyorum bitki mitki çayı da. Ama sen iç ben sana karışıyor muyum? Anlat sen. Mesela "bir ısırganotu çayı içtim nasıl kendimi iyi hissettim, bulutların üzerinde gibiydim" gibi bir cümle kur, bilmemneotunu bilmemne gümecinin bilmemne sapıyla karıştırdım, 100 metreyi şu kadar saniyede koşar oldum de, bak belki tüm bitkicileri dolaşıp içmek isteyeceğim, sokma işte benim gözüme, dayama gırtlağıma o çayı, sırf öğütsel yaklaşımların yüzünden kaybetmek istemiyorum oysa seni.

Bunlar gibi var bir kaç tane daha da şimdi ilk etapta bunlar geldi aklıma durduk yerde. Kendi bokumla bile kavga edebilirlik potansiyeli taşıyorum sanırım bugün. Bu, iyiye işaret...

8 yorum:

geveze baykuş dedi ki...

gıcıııık :)

çello çalan kedi dedi ki...

evet haklısın öyle oldu biraz :)

dwarfwaves dedi ki...

sonuna kadar haklı buldum seni...ne de güzel tespitlerde bulunmussun valla ve de billa..hatta tilla...inandırabildim mi ç.ç.k'cim? :)

çello çalan kedi dedi ki...

dwarfwaves inandım inandım. :)

gri kent sakini dedi ki...

taşlar kayalar yağdırmışsın cuk olmuş ...

janisjr dedi ki...

Çello çalan kedinin tırnakları uzamış anlaşılan:)

bir masal anlatsam dedi ki...

Bu gibi durumlarda sarı kantaron çayı içebilirsiniz.tavsiye ederim.

Canselmo dedi ki...

Öneriyle ısrar arasındaki ince çizginin çizgilikten çıkıp "YAP ULAN!" havasına girmesinden kaynaklanıyor bu tür agresyonlar. Ben de pek sevmem. Hakikaten iyi niyetle tavsiye etmekle, ukalalık arasındaki fark.. Ya da ince çizgi.. Ya da fark çizgisi..

Kafam karıştı, bağlayamadım.