26 Temmuz 2011 Salı

Tango'da Karşılaşma

Bu fotoğrafı çekerken çok heyecanlandım, görür görmez "Aşk" dedim. Sonra kafamdaki ikinci ses konuştu, "ne yani, herkes kendi yolunda yürüyerek aşkı yaşayamaz mı?"  Yaşanır belki, belki başkaları için "herkesin kendi yolunda yürümesidir aşk" bilemedim. 

10 yorum:

domatessuyu dedi ki...

Aşk;
sonuçta hep bir'e varış ..
Bir olmak,birlikte olmak..

hüznün tadı dedi ki...

Bende resmi tersinden yorumladım. Ayrı yollarda yürürken birleşen yoldur aşk.

Atze dedi ki...

Ne güzel Çello Çalan Kedi, teşekkür ederim. Bende dokunma isteği uyandırıyor.

Sevgiyle.

çello çalan kedi dedi ki...

Domatessuyu :) umutsuz bir vaka gibiyim bugün, beynimdeki ikinci sesin baskın olacağı tuttu, nasıl ikircikli kaldım anlatamam bu aşk konusunda. Sanırım yanlış yerden değerlendiriyorum ki, işin içinden çıkamadım.

Şimdi aşk böyle iki yolun tek olması gibidir, birlikte yürümektir de diyorum demesine ama böyle içiçe, birbirine fazla karışmış, tek olmuş, kendinden vazgeçmiş birini de kastetmek istemiyorum. Kendin de olabilmek aynı zamanda. İkisi birbirine karışmasın da istiyorum.

Birbirine yapış yapış sevgi gösterisinde bulunup kendinden vazgeçmiş ilişkileri aşktan saymıyorum. Ohh bak biraz olsun rahatladım. :)

çello çalan kedi dedi ki...

hüznün tadı, aslında evet! evet' evet! Mesela bir tango dersinde değil mi? Daha önce hiç karşılaşmamışken üstelik..

Teşekkür ederim geldiğin için.

çello çalan kedi dedi ki...

Ve canım Atze, tamam şimdi netleştirdim. Aslında fotoğrafın adına "aşk" dediğimde sorun vardı, "Tango'da Karşılaşma" olarak değiştirirsem sorun kalmayacak. İzninle adını değiştiriyorum. Ah ne güzel bir isim bu. Adına öyküler yazılası bişey :)

Seviyorum seni.

justine dedi ki...

Çay sıcak olmalı, gazozun asidi kaçmamalı, ev ferah, rüzgârlı ve kafalar dumanlı olmamalı. İki birbirine benzer yol var orada Çello, onun için o birleşme rahatsız etmiyor, göz yormuyor. Tabii aksi hâlin tanımını ben yapamam, terzi kendi söküğünü dikse...

Kelin ilacı olsa mı derler yoksa?;p

Çok sevgiler, güzel bir fotoğraf bu, eline sağlık.

p.s.: Hep bir notum vardır sonunda, hep söyleyecek bir şey "daha" kalmıştır. Böyleyim işte ben. Neyse, hemen yazayım. Ne istiyorum bazen biliyor musun? Hiç ama hiç tanımadığım bir yere gitsem, bir kişiyi bile tanımayayım, resmini bile doğru düzgün görmemiş olayım. Nostaljik, duygusal filan bir istek değil bu. Hiç değil. Gerede gibi bir yer istemiyorum mesela. Sen Edirne fotoları yayınlıyorsun ya bloğunda, öyle bir yer işte. Yaşamak için tabii, tatil değil. Neyse uzar bu, fotoğrafı gördüğüm gibi aklıma geldi, söyleyeyim dedim.

gri kent sakini dedi ki...

Tango da karşılaşma mükemmel durmuş... Ayrı ayrı seyreden iki parelelin zamanlı zamansız birbirinin içinden teğet geçmesidir aşk, o teğet geçilen çizgilerde hissedilen nefes alamama duygusudur çoğu zaman, Krishnamurti nin dediği gibi, o da ''İlişki üzerine'' adlı kitabında bu şekilde anlatır az çok, ee tabi biraz Gri yorumu da katılmış olabilir :)

çello çalan kedi dedi ki...

Hey Jus :)
Seni görünce tatlı tatlı tebessüm ediyorum.

İnanmazsın şu yorumların sonundaki dipnotunu görmezsem o yorumu senin bıraktığına ikna olmayacağım sanırım diye düşünmüştüm daha bugün, Atze'nin son yazısının altına düşüverdiğin mesajdan sonra tam da böyle hissetmiştim. Bir ımmm şey gibi, gözkırpışı, karakteristik bir özellik, zihnin okuduğun şeyin sende çağrıştırdığı imgelerden yola çıkıp kendi içinde sörf yapıyor gibi, zekice bir yan var burada, sen de elinde bir ağ, zihninden vızır vızır geçenlerden artık hangisi denk geldiyse o kısım düşüyor p.s kısmına. Beyaz bir tabağa bırakır gibi.

Şimdi yay burcunun özelliğidir bu gevezelik diyerek durumu kurtarmayı deneyeceğim, baksana yorumları bırakış biçimi üzerine bile ne kadar çok çeneçalabiliyor insan :) İnsanın burcuna sığınabilmesi de güzel.

Çok hoşuma gitti bu hiç bilmediğin bir kente taşınma isteği. Bu arada sana daha önce söylemek istemiştim, senin de bloğunun adı "sarı kent" ya, kent kelimesini çok severim, kent dediğimde gözümde güzel bir şey canlanır, kulağım hoş bulur o kelimeyi, evler tek katlı ya da bilemedin iki katlı, sokaklar muntazam, binaların önünde mutlaka ufak da olsa bahçeler, çam ağaçları, çardaklar, ayaküstü sohbetler, bisiklete binan çocuklar, mini şortlar giymiş genç kızlar, akşamüzeri çöken serinlikle bir hareketlilik, cıvılcıvıllık. Oysa şehir, çok katlı, birbirine yapışık binalar, yapış yapış bir sıcak, bunaltıcı bir hava, trafik, gürültü, mutsuz yüzler, sinirli konuşmalar, hırçın alışverişler, gri gülen insanlar, ağaçsız yollar, çarpık ilişkiler, çarpık yapılar...

İşte sırf bu yüzden şehir diyemem de kent derim, Edirne kafamdaki kent imgesine oturmasa da, oturduğu kısımlarıyla artık kabul ederim, buraya çok alıştım, ilk altı ay sürekli "bu şehir beni kusmaya çalışıyor" desem de -ki bak kent değil şehir demişim- sonra sonra sevdi beni:)

Yani Jus bu yay burçları da çok konuşuyor canım, hele başka bir yay burcu varsa karşılarında.

p.s. (hahahaha) Ay bu arada sana geçen gün yanıt yazamadım, evet doğru anımsıyorsun Dostoyevski'den henüz sadece suç ve Ceza'yı okudum, o günkü mesajın yüreğime su serpti gerçekten, aslında sana önümüzdeki günlerde Karamazov Kardeşler'in hangi çevirisini okumalıyım konusuna dair senden fikrini rica edeceğim.

Sevgiler Jus, yeminle :)

çello çalan kedi dedi ki...

Sevgili Gri, Doğa nasıl yahu? Ondan haber almazsam olmuyor görüyorsun.

Fotoğrafı önce Aşk olarak yorumlamıştım da sonra kendi içimde çeliştim, son isim bence de oldu.

Evet işte tam da dediğin gibi, hoş bir nefes alamama hali.

Ben aslında bir fotoğraf bloğu düşünüyor, planlıyorum, gelişmesi için biraz daha fotoğraf üzerine okumak istiyorum, elimdeki kaynaklara göz atmam lazım. Sadece fotoğraf olsun dediğim bir yer, fena olmazdı. Fotoğraf ile ilgili okuduğum şeyleri yapıştırayım sarı not kağıtları gibi. Notlar, notlar, notlar... Dur bakalım. Haber vereceğim, biraz daha zamana ihtiyacım var. (Aslında sitenin adını koydum, şablonunu da oturttum, içeriğini zenginleştirdiğimde duyuracağım.)