4 Temmuz 2011 Pazartesi

Şenlikli

Cumartesi günü, akşamüzerine doğru kendimizi yolda bulduk, şehre girer girmez soluğu amcamızın yanında aldık. Akın Amca'nın evi fevkalade bir yerde. Mesela yatak odasından, tertemiz çarşaflar serip bize hazırladığı yataktan büyüleyici kuleye bakarak uyuyakalıyorum, saat 3 suları, Oğuz çoktan yorgunluğa yenilip uyuyakalmış, ben Akın Amca ile doyumsuz bir sohbeti ardımda bırakmışım ...  


Gözümü açtığımda ilk gördüğüm. Akşam nerede bırakmışsam, sabah da orada, yerli yerinde, etrafında kırlangıç sürüleri heyecanlı, çığlık çığlığa, soluk soluğa. Saat 9 suları usulca evden çıktık, Galata'yı ardımızda bıraktık, Yonca ve Harun'la kahvaltıya koştuk, kahvaltı müthişti, zaman kısıtlı, konuşacak çok şey var, soluk almadan konuştuk, soluk almadan güldük, derin bir nefes alarak ayrıldık.

Amcanın diğer balkonundan baktığımızda gördüğüm...  Ev tanıtımı gibi oldu bu biraz, gel ben sana biraz amcamızdan bahsedeyim ne dersin?

Canım Akın Amca, o öyle güzel anlatır ki hikayelerini, onun karşısında "dinlemek" en güzel eylemlerden biri, yanında öyle rahatım, kendimi ifade ederken o kadar özgürüm ki, o beni tanımaya o kadar meraklı ki, araya mesafelerin girdiği görüşmelerimize rağmen, araya hiç zaman girmemiş gibiyiz, iyi ki de biz böyleyiz.

 Güneşli ve kalabalık, bina yığını İstanbul'u bu şekilde geride bıraktık. 

İstanbul'da sıcaktan bunalmışken, Edirne yağmurlu ve serin, sessiz ve ıssız, bomboş. İşte tam da istediğimiz gibi.

Not: Cumartesi akşamı Galata Kulesinin hemen altında Caz Festivali kapsamında Tünel Şenliği vardı, kalabalığın arasından eve zor ulaştık, eğer bu kadar özlem dolu ve yorgun olmasaydık, konserlerin tadını çıkarmaya hazırdık, bir ara uzaktan, maçları beleş izleyen seyirciler gibiydik, ama benzer mi hiç aşağıdaki havaya, bu senekini mecburen es geçtik...

6 yorum:

7.oda dedi ki...

en sondaki sci-fi fotoğrafına bayıldım !

çello çalan kedi dedi ki...

7. Oda, aslında İstanbul'un aklımda böyle yer etmemesi için elimden geleni yapıyorum, teşekkürler :)

Buket dedi ki...

ooff ne güzel bir ev, ben de böyle bir amca istiyorum!!

çello çalan kedi dedi ki...

Buket, ben eş kontenjanından bu amcaya sahip oldum, yani bana günün birinde bonus olarak geldi bu amca, kimbilir belki seni de böyle bir amca gelip bulur hı?

gri kent sakini dedi ki...

Çello, mükemmel görmüşsün yine, yani bir taraftanda düşünüyorum, insanın gözüne girmiş bir manzara çek çek diye haykırıyor... Göğüs kafesinin içinde atan bi kalp varsa kayıtsız kalamazsın... Bu ne harika bir İstanbul manzarası... Galata kulesine uyanan bir sabah, bir tarafı kuleye bir tarafı İstanbul un gözbebeğine bakan bir ev... Eş kontejyanından galata manzaralı evi olan bir amca bulmak sanırım çok olası değil, heveslendirme insanları :) Karaağaçta yağmur kokusu altında huzurla kitap okuyabildiğin bir hayatın olduğu için kalabalık bina yığını İstanbul u hızla terketme konusunda çok haklısın...

çello çalan kedi dedi ki...

aaa çok ayıp etmişim, bir teşekkür bile etmemişim gks, oysa nasıl da gülerek okudum yorumunu, istanbul konusunda atıp tutmayacağım, ama inan bana döndüğümüzde nasıl desem, piyangodan para çıkmış, yolda yürürken altın bulmuşum gibi, hani gökyüzünden süzülüp gelen sevinçler vardır ya, işte öyle sevindim, sırf burada yaşadığımız için. istanbul orada kalsın, biz arada bir oraya amca ve arkadaşlara ziyarete gidelim. bişey daha var, istanbul'da yerimiz yurdumuz olmamasını hiç yadırgamadım, neden başkasının evinde uyuyoruz demedim, orada kendi evimiz olmamasını kabullenmişim, bu güzel, gerçekten.

Doğa'ya çok içten öpücükler.