3 Mart 2010 Çarşamba

İnternetin yeni erkek versiyonu

Haddini bilmek bir erdem. Özellikle günümüzde. Ve özellikle klavye denilen şamar oğlanı elimizin altındayken. Öyle bir hınç doluyuz ki, öfkemiz tuşlara yansıyor. Sahipsiz bir kurşun gibi sektiriyoruz kelimeleri. Haddin sınırlarını zorluyoruz.

Ne yaptığını bilmeyen klavye magandaları var artık. Tıpkı maç sonrası silahına sarılanlar kadar şuursuzlar. Günün yeni modası bu. Klavye sıkı bir silah. Kimi yok etmek istiyorsan bas tuşlara. Cesaret dediğimiz şey tel örgülerle sınırlı ve örgülerin sınırı şu yazıyı okuduğumuz ekrana kadar.

Ve eleştiri. Ah. Meğer ne susamışız insanları eleştirmeye. "Öteki" olan her "şey" kaka. Öteki dediğim de, şey dediğim de sayfa sayfa anlatılası. İşte bu ikisini aşağılamak bir meziyet. Klavyen ne kadar taşaklıysa sen de o kadar erkeksin. İnternetin yeni erkek versiyonu böyle. Şartlar bu şekilde olmaya meyilli. Ekranın ardındaki dünyayla gerçek dünya kesişmez bu saatten sonra. Yüzyüze görüşmelerde klavye yok ya, taşaklar bir bir dökülüyor toprağa.

Burası (blog dünyası) ya da internet üzerindeki herhangi bir mecra, bir nevi kusmuk yuvası. İsteyenin istediğini dile getirme odası. Yazanın yediklerini, içtiklerini, düşüncelerini, yaşam biçimini eleştirmeye olanak veren bir alan değil. Bilgi birikimi ile not verilen, "aaa çok basit" "sıradan" "cahilsiniz ulan" alt tabanlı eleştirilere müsait bir alan hiç değil. Nasıl gerçek dünyada beğenmediğin o cahil insanla görüşmüyorsan, kafanı çeviriyorsan, kendi doğrunu dikte etmiyor, edemiyorsan burada da yapmıyor olmaya pekala devam edebilirsin.

Ha birini eğitmek, başka bir bakış açısını da göstermek, yeni bir bilgiyi onun zihnine yerleştirmek, hiç olmazsa biri kurtulur düşüncesiyle harekete geçmek istiyorsan, cetvelle dayaklı eğitim sistemini benimsemiş sözümona öğretmen olanlardan ne farkın kalıyor senin? Ha diyelim böyle bir düsturla çıkmıyorsun yola, üstelik sağ köşede kırmızı kutu içinde duran ve birbirini doksan derece açılarla kesen iki çizgiden de haberdarsın... eeee... Ama olur mu? İşkembe i kübradan atmak hem çok kolay hem haz verici. Birini eleştirmek, "ötekileştirmek", klavye üzerinden şamar gibi vurup yüzünde beş tuşun izini çıkarmak, egonun oral sexe maruz kalmış hali. Sorarım sana blogger, sayıları gün günden artan bu öfkeli kalabalık böylesi mucizevi hazdan vazgeçebilir mi?

Aslında merak ettiğim, görevi full time çemkirmek olan, kendisiyle henüz barışmamış, kendisiyle ilgili dertleri tamamlanmamış, ergenlik çağında gelişimi askıya alınmış bu güruhun yapacak başka işlerinin olup olmaması. Benim adından bihaber olduğum bir kurum bu insanları işe mi alıyor yoksa? Eğer öyle değilse, öfke nöbetine tutulmuş bu insanlar gerçek anlamda tutunacak bir dal, üzerine düşünecekleri eylemlerden yoksun ve en kötüsü de insani duygulardan uzaklar.

Tüm bunlara "insanlığın ve naif düşünce yapısının olmadığı, saygının bittiği alan" tabelası asıyor konuyu gündemimden çıkarıyorum.

12 yorum:

masal dedi ki...

hepimiz yapıyoruz değil mi,ötekine şamar yapıştırma işini.
sen,ben,o,biz ,siz,onlar yapıyoruz değil mi?

BEYAZ TUVAL dedi ki...

Anladım, birileri tadını kaçırmış. Bir zamandır bloga uğrayamıyordum. Uğrar uğramaz sana da bakayım dedim ki... Evet, birileri tadını kaçırmış belli.

Üzüldüm.

Oluyor ama... Burada (internette, yüz yüze olmadan) daha bir densiz, haddini bilmez olabiliyor kimi insanlar.

gri kent sakini dedi ki...

Günlerdir kafamın içinde uğultu şeklinde dönen yazımın yapı taşları gibi oldu cümlelerin ... bi ara okurken eyvaaah Oğz gelsin hemen oldum ama sonra yok yok herşey yolunda dedim sonra :)klavyenin beş kardeşini yapıştırmışsın sende bu arada müsfettelere gitsin bu yazı o zaman ... alkış!

çello çalan kedi dedi ki...

Sevgili Masal; hepimiz mi yapıyoruz hmm aslında hepimiz yapmıyoruz düşüncesindeyim. Kendi adıma en azından sağa sola tükürüklerimi saçarak kuduz olmuş köpekler gibi hırlamadığımı düşünüyorum. Bahsettiğim ben, sen, o... zamirlerinden biraz daha farklı bir kişilik zamirini işaret ediyor.

Beyaz tuval'im, çok bariz bir saldırıya uğramadım ve öfkeyle kaleme almadım. bir nevi tespit, bir nevi gözlem yanım sanırım devreye girmek istedi. dilerim - detaylarını bilmediğim- senin yaşadığın saldırıya benzer şeyler yaşamam ve buradaki dünyamı örmeye devam ederim.

Gks, aslında hınçla kaleme alınmış izlenimi edinmesi kolay bir yazı ama tespitinde haklısın, öfkeyle yazmadım, gözlediğim, tanık olduğum şeylerin bendeki özeti bu şekilde yansıdı buraya. olgunlaşmasına izin verdiğim ve demlenmesini beklediğim cümlelerdi.

gri kent sakini dedi ki...

benden de gelsin o zaman demlenmiş cümleler ... biri bişey derse Çello yaptı diyeceğim :)

Kısaca Fd dedi ki...

Müzikle birlikte yazıların ayrı bir okuma hazzı veriyor.Şu yukarıda dediklerinin hepsine katılıyorum..Yüz yüze söyleyemeyecekleri,kim oldukları bile belirsiz,kim olduğunun bilinmediğinden haberdar bir kesim var ki eleştirmek denilince göreve koşar gibi koşuyorlar.Konuşurken ağız beyne yakın olduğu için titreşimleriyle beyni sarsıyor olsa gerek,yada ağzımızdan çıkanları duyan kulaklarmız tuşların tıkırtısını anlamlı kelimeler olarak algılayamıyor.Blog aleminin var olmasından aslında memnunum.Gerçekten kaliteli ve güzel bakış açıları kazandırabiliyorlar.Okumazdık eskiden.Şimdi yazıyoruz.Buzun direk buharlaşması gibi.Süblimleştik..

çello çalan kedi dedi ki...

FD üşenmeyip uzun bir yorum bırakmışsın teşekkür ederim. bu yazı ile tek dileğim hedef almadığım değerli kişilerin hassas oldukları bir an üzerlerine alınmaları ama o hassas anda okumamalarını dilemekten başka da yapabileceğim bir şey yok.

blog alemi olsun tabi. aynılaşmayalım yeter. birileri yemek bloğu yapsın, birileri gezi, birileri boş işlerden dem vursun, birileri sanatla ilgilensin birileri aşkla, birileri kendi dünyasını yansıtsın... insanları gardroplarını fotoğraflıyorlar diye küçük görmeyelim, yaptığı krep fotosunu koymuş kişiyi yadsımayalım. orası onun yeri bize ne.. yeter ki biz boş tartışmalardan uzak kalabilelim, bir başkasının yaptıklarını didiklemekten vazgeçelim.. başımızı başka yerlere çevirirsek görebileceğimiz kusursuz güzellikte şeyler var, aynılaşmayalım yeter...

yahu ben bu konuda söyleyeceklerim bitti sanıyordum, bitmişti de aslında ama hala döküyorum...

yok yok iyiyim aslında.. agresif filan değilim yeniden belirteyim dedim. :)

Kısaca Fd dedi ki...

Söyleyeceklerin bittiktren sonra söylediklerine de katılıyorum :)Aynılaşmayalım,aynılaştırmayalım,farklılaşmayalım,farklılaştırmayalım.Herkes kendi yerinde kendi olsun.En güzeli bu :)

geveze baykuş dedi ki...

miyavlama kapasitesi geniş kayıt düğmesine bastım, kayıttayım.

bazen eksik kalır ya bi şeyler, dediğin gibi ergenlikte takılı kalır zihin ya da kayıptır kendi içinde, sataşarak varolur, olduğunu sanır. hem gerçek hem de sanal hayat bunlarla dolu. bazen robenson olasım, adalara kaçasım geliyor ama zenginleri villa kesmez olalı dünyada didiklenmemiş, ırzına geçilmemiş ıssız ada da kalmadı. biz yine bu hayata kaldık. kalıp yoksaymak, kendi mouseımızın sol tuşuyla o kırmızı çarpıyı tıklamakla olacak. kapat gözünü, bas çarpıya... hadi baş başşş...

germe kendini çellocuğum, gelir koltuklarının altına sümük sürerim bak :)

çello çalan kedi dedi ki...

koltuklarım senin sümüğüne kurban olsun yavrum..

iki cevap mesajımda sümüktür gidiyor du bakalım.. buraya senden önce mesaj bırakmış olanlar yorum aboneliğine üye de oldularsa açıklama yapayım, sümük geveze'nin sahiplenen benim bunlara maruz kalan sizsiniz kusura bakmayın.

Kısaca Fd dedi ki...

=)

geveze baykuş dedi ki...

bakmazlar bakmazlar, aileyiz şurda ayol ne var? altı üstü burun ifrazatı :)