6 Haziran 2011 Pazartesi

Bir hafta geriden gelen post

Aşağıdaki fotoğraflar düne değil geçen haftanın pazarına ait. Evden çıkıp üniversitenin iki köprü arasındaki bahçesine kaçtık. Üniversite bahçesi dediğim zaman akla eğitim binalarının bahçesi geliyor olabilir ama öyle değil, eğitim binası yok elbette burada, üniversite burasını -muhtemelen- kiralamış ve işletmeye açmış, bir zamanlar sadece öğrenciler ve öğretim üyeleri girebiliyormuş ama sonra halka da giriş izni çıkmış, yazın öğrencilerden çok bizim gibilerin uğrak mekanı. Bira var, harika patates kızartması yapıyorlar, masalar piknik masası, self servis, başına gidip gelen garsonlar yok, yayılabildiğin kadar yayıl yeri...

Sıcaktan bunalmış olduklarını varsaydığımız arkadaşlar...




 Oğuz ve biricik dergisi Uykusuz

Elimde olan, ödünç verdiğim ama yine geri gelmeyen kitaplardandı, son kitap siparişimde bunu da istedim. Biricik sevgilim Bilge Karasu. Okumaktan hiç sıkılmadığım, okumaya doyamadığım...


Geçen hafta babam sol gözünden katarakt ameliyatı oldu, işlem 22 dakika sürse de kendisi mavi ameliyat gömleğini ve yeşil bonesini giydikten sonra inanılmaz duygulandı, sedye ile ameliyathaneye gidene kadar ağladı, biz tabi teselli eden saftayız, annem babamı beklerken yemek programlarından birine baktı durdu, o kadar alışmış ki ameliyat fasıllarına...

Bu arada bu hafta, akşam iş çıkışı 3 gün 18.30 - 20.30 arası yetişkinler için Dendroloji (Ağaç Bilimi) seminerine katılıyorum. Eğitimin amacı yetişkinler vasıtası ile çocuklara ve gençlere doğa bilgisi aktarımı sağlamak. Semineri Edosk (Edirne Doğa Sporları Kulübü) düzenliyor. Ücret yok. Semineri Trakya Üniversitesi'nden Yrd Doç. N. Güler verecek. Cumartesi günü pratik eğitim için Istranca Dağlarına gidilecek.

İşte günlük hayat böyle geçip gidiyor. Ayrıca çok çok şahane filmler izledim, İncir Reçeli, Kaybedenler Kulübü, Vavien sadece bir kaçı... İşte böyle ...

15 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

Çok güzelmiş oralar. Bende bu ara Antalya'nın tadını çıkarmaktayım kısa bir süre için.
Metin Altıok'un kızı Zeynep Altıok Akatlı babasını, annesini ve onların vasıtasıyla tanıdığı yazın ve düşün dünyasının ünlülerini anlatıyor "Yıldız İzi" isimli kitabında. En başta da Bilge Karasu var, öyle hoş dile getirmiş ki onunla geçen çocukluk ve ilk gençliğini. Okumadıysan öneririm, insanı biraz hüzünlendiriyor olsa
da.
Sevgiler yolluyor ve keyfin bol olsun diyorum...
Not: Şu dendroloji seminerini de kıskanmadım desem yalan olur:)

heidi dedi ki...

Sizin şu kendi kendince,sessiz,dingin hallerinizi çok seviyorum. Biraz bize benzetiyorum galiba. Uykusuz bir Oğuz düşünülemez gibi geliyor artık bana.

Seminer çok ilgi çekici görünüyor. Ben de ağaç ve çiçekleri tanımak istiyorum. Hep isterdim aslında ama vakit ayırmadım. Ama şimdi acilen öğrenmeliyim diyorum. Yarın öbür gün oğlanın dili dönünceye kadar en az 10 çiçek 10 ağaç ismi bilmeli. Senden destek alırım artık..Istranca Dağlarına selam söyle benden. Çok sevmiştim o tarafları...

Defter-i KebiR dedi ki...

bilmez miyim ne kadar bilge karasu sevdigini D:

çello çalan kedi dedi ki...

Sevgili Leylak'çım, bak ne sevindim verdiğin bu bilgi için bilemezsin, kitabı en kısa sürede ediniyorum, üzerine mutlaka buraya notlar düşerim, gerçekten çok teşekkürler.

Heidim:) Eh evet, Oğuz ve Uykusuz ayrı düşünülemez, O gün yanında Calvino'nun bir kitabı vardı ama orada dergiden hiç fırsat bulamadı.
Bu arada seminer için ben de çok meraklıyım, bakalım neler olacak :)

Hey defter-i Kebir, ben bu profil fotografını bir yerden anımsıyorum, yeni bir blog mu yoksa?

gri kent sakini dedi ki...

Baban için geçmiş olsun diyorum, sonucunu yazmamışsın ama herşey yolunda anladığım kadarı ile,

yaz geldi gelecek derken al sana yaz, iş yerinde fena bir şekilde bunalmalar başgösteriyor. Belki oralar daha serindir şimdilerde, en azından içine edilmemiş bir doğası var, betonlardan insanın yüzüne yüzüne gelen keyifsiz sıcağın içimdeki fenalık sirenleri nasıl tetiklediğini duyabiliyorsun sanırım... Şimdi bu gri ruh halinde patates kızartması ve bira denir mi adama Çello :)

Ağaçtan çiçekten bahsettin de aklıma düştü şimdi.

Doğa kızım , geçen arabada durup dururken baba dünyanın en uzun ağacını biliyor musun dedi? nasıl soru güzel değil mi:) bende tabiki hayır kızım ama eve gidince bakalım tamam mı dedim, o da gerek yok ben biliyorum Sekoya ağacı dedi... hadi bakalım...

Çello, sana sorucam bundan sonra bitkisel soruları ona göre :)

çello çalan kedi dedi ki...

Sevgili Gks, Edosk seminerin tanıtımını yaparken aynen şu soruyu sormuştu. :)

Dünyanın en yaşlı ve yüksek ağaçlarından olan ve ABD'de Sierra Nevada Dağlarında bulunan sekoyalar (Sequoia) yüz on metre yüksekliğe ve 6-9 m çapa erişebilir.
PEKİ EDİRNE DE NERDE SEKOYA AĞACI VARDIR?

Ben şimdi bu sorunun yanıtını bilmiyorum, seminer sonrası nerede olduğunu söyleyeceğim, aslında sana yazmak istediğim çok şey var, suskunlaşmanı ve yazıya ara vermenin nedenini hem merak ediyorum, hem etmiyorum, karmakarışık duygular içindeyim, aslında 11 e 10 kala filmini izledik geçen gün, sana diyecektim ki izlemediysen senin sevebileceğin türden bir film, ya aslında çok şey var gks, ne zamandır yazışmamışız heyecanlandım:) dur ben sana en iyisi mail yazayım, daha geçen günden başladığım ve taslaklarda gözüm gibi baktığım bir mailin mevcut:)
doğa'nın soruna bayıldım bu arada. ilgisini takdir ettim, çocukların zehir zihinlerine yetişmek için biz büyükler hep kendimizi eğitmek zorundayız görüyor musun? bir insan bir çocuğa yetişemezken, 3-5 çocuğa nasıl yetişilir yahu? işte o zaman çıldırmamak mümkün değil.
doğaya ne olur çok sevgilerimi ilet, öp benim için.

gri kent sakini dedi ki...

öperim zevkle :) bekliyorum o zaman mailini heyecanla ...

seneryocu2 dedi ki...

sevgili çello,sözlüğe ar verip,blog aleminde neler oluyor diye bir bakayım dedim...manzaralar güzel,meriç nehri sakin sakin akıyor-acaba deli mi?- ama ben gök yüzünde bulutlar,yeryüzünde inekler olan resme bayıldım...bu yorumumu bir psikiyatrist duysaydı,belki de senin kişiliğin şu şu şu biçiminde yorumlarda bulunurdu ve belki de ben bundan hiç hoşlanmazdım...

gerçekten, samimi olarak söyleyeyim,hayatta en zevk aldığım şeylerden birisi de ,çayır ve çimene uzanıp zamana ve mekana bağlı kalmaksızın kitap okumaktır...ve kitaptan arada bir başımı kaldırıp,masmavi gök yüzünde bulutların dansını izlemektir...öyle şekillere girerki köftehorlar,kuş,maymun,ayı ,kurt,çakal insan, melek.....

sizin fotoğrafınızı görünce,sakallı bir sokratla,genç öğrencisini hararetli bir tartışma içinde olarak yorumladım....

haydi bakalım,izleyenlerinden psikiyatrist varsa bunu benim için yorumlasın!!!

Berceste dedi ki...

Aaaa oturan inekler :) Turkiye'de de varlarmis :) Ben son birkac yazida ineklerden bol bol bahsettimdi de :P Ot bicme uzmaniymislar hemi de!

Babana cok gecmis olsun. Ben ne zaman bloga gelip gitsem bir ameliyat durumu, aaaaa ama... Gitsin, bitsin su ameliyatlar.

Agaclarla olan seminer supermis. Ne cok isterdim katilabilmeyi, kucumene anlatmak adina. Eh artik sen anlatirsin ne yapalim ;-)

çello çalan kedi dedi ki...

Berceste, inekleri izlemeye bayılıyorum ben, onların öyle yol kenarında otlamaalrı ya da amaçsızca otlamaları bana "sanki her şey yolundaymış" hissi veriyor, her şey kontrol altında, rutin, sıkıntısız ve hayat devam ediyor tadında bişey bu, onlar olmazsa eksik bişey olacak gibi kentimizde. anlatabildim mi ne demek istediğimi? tuhaf bişey işte, evet senin ineklerini de gördüm görmesine de bizim ineklerimiz başka be berceste di mi? sanki daha güzel:P

ameliyat fasıllarımız nihayet bitti, yani umarım.:) şimdi her şey normal. eskiden herşeyin normal olması ne kötüydü, şimdi tam tersi, yaşlandım demek :)

Ağaçlarla ilgili semineri yazamadım. Çok şahaneydi, özellikle Istranca gezisi tam senlikti, keşke sen de olabilseydin keşke...
sevgiyle kucaklıyorum berceste..

Berceste dedi ki...

Bizim herseyimiz daha baska :) Evet ve de hersey yolunda hissini cok iyi anliyorum... En kisa zamanda agaclari da anlat o zaman bize. Bocuge nasil bir dille anlatacagimi cozerim ben de :)

Sarı dedi ki...

Heeey bu N.Güler bizim Necmettin hoca mı yoksa? :))

çello çalan kedi dedi ki...

Sevgili Sarı Merhaba,

Ben o kadar uzak kaldım ki blogger kapılarına, şimdi senin yorumlarınla o kapıları açmaya çalışacağım:)

Sanırım aynı kişiden bahsediyoruz. Trakya Üniv. öğretim üyesi. Kendisi ile üç akşam görüşebildik, ah bir de gezi var. İşine bu kadar aşık bir başka insan çok az tanıdım. Doğaya, bitkilere bakışı, duruşu, öğretme isteği, tüm yeşillikleri ağaç olarak gören bizler için çırpınışı... Unutamadığım özelliklerindendi. Istıranca gezisinde ne kadar bitkileri unutamıyorsam, kendisinin heyecanlı anlatımını da unutamıyorum.

Sarı dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Sarı dedi ki...

Ben de Edirne'ye o kadar uzak kaldım ki mezuniyetten sonra, her yazmış olduğun 'Edirne' kelimesinde kıskançlıktan çatlayabilirim. :))

Büyük ihtimal aynı kişi çünkü bitkilere sevdalı başka biri çok nadir bulunur. Necmettin hocayla ilk karşılaşmamız arazi çalışmasında olmuştu. Biz kelebek, böcek, kurbağa peşindeyken, sadece o büyük bir aşkla bitkilerini toplamış, gazetelerin arasına büyük bir özenle yerleştirmişti. 7 sene önceki arazi çalışmasından aklımda kalan tek görüntü, o :))